logo

İhsan ÖZDAMAR

TİCARET ŞİRKETLERİ HAKKINDA GENEL HÜKÜMLER

 TİCARET ŞİRKETLERİ HAKKINDA GENEL HÜKÜMLER
Av. Emine ÖZDAMAR
İÇİNDEKİLER
KISALTMALAR(2)
 
TİCARET ŞİRKETLERİ HAKKINDA GENEL HÜKÜMLER(3)
 
I. TANIMI VE TÜRLERİ(4)
 
II. UYGULANACAK KANUN HÜKÜMLERİ(5)
 
III. TÜZEL KİŞİLİK VE EHLİYET(6)
 
A. TÜZEL KİŞİLİK(6)
 
B. EHLİYET(8)
 
IV. SERMAYE KOYMA BORCU(10)
 
A. KONUSU(10)
 
B. HÜKMÜ(12)
 
C. TEMERRÜT FAİZİ(14)
 
D. SORUMLU OLMA(14)
 
E. KARİNELER(15)
 
F. FAİZ VE ÜCRET ALMA HAKKI(15)
 
V. ORTAKLARIN KİŞİSEL ALACAKLILARI(16)
 
VI. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞININ DÜZENLEME VE DENETLEME YETKİSİ(18)
 
KAYNAKÇA(21)
 
KISALTMALAR
s. sayfa
 
m. madde
 
TTK. Türk Ticaret Kanunu
 
TMK. Türk Medeni Kanunu
 
TBK. Türk Borçlar Kanunu
 
İİK. İcra ve İflas Kanunu
 
AET. Avrupa Ekonomik Topluluğu
 
TTSG. Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi
 
TİCARET ŞİRKETLERİ HAKKINDA GENEL HÜKÜMLER
Ticaret Şirketleri Hakkında Genel Hükümler konulu bu çalışmada 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında ticaret şirketlerinin tanımı ve türleri, ticaret şirketlerinde tüzel kişilik ve ehliyet, sermaye koyma borcu, ortakların kişisel alacaklılarının hakları ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığının düzenleme ve denetleme yetkisi incelenmiştir.
 
I. TANIMI VE TÜRLERİ
Ticaret şirketinin, TTK’ da genel bir tanımı yapılmamaktadır. Ticaret şirketi öğretide, “ Bir veya birden fazla kişilerin, yazılı bir sözleşme ile, emek, mal veya haklarını ortak bir unvan altında, iktisadi bir amaç uğrunda, kanundaki belirli tiplerden birine uygun olarak birleştirmeleriyle meydana gelen bir tüzel kişiliktir. ” şeklinde tanımlanmaktadır.
 
TTK’ nın 124. maddesinde ticaret şirketlerinin türleri sayılmaktadır. Buna göre, ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibarettir.
 
Maddenin ikinci fıkrasında ise kollektif ve komandit şirketlerin şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin sermaye şirketi olduğu düzenlenmiştir.
 
Ticaret şirketlerinin düzenlendiği 124. maddede, 6762 sayılı kanunda olduğu gibi sınırlı sayı ilkesine sadık kalınarak ticaret şirketleri sayılmış, kooperatifin de bir ticaret şirketi olduğu vurgulanmıştır. Tamamen yeni olan ikinci fıkrada ise gerek doktrin gerek vergi mevzuatındaki ayrıma paralel bir şekilde ticaret şirketleri şahıs ve sermaye şirketi olarak sınıflandırılmıştır.
 
Hükümde yer alan kooperatif şirket ibaresi ile ilgili tartışma, 2004 yılında çıkarılan 5146 sayılı kanunla Kooperatifler Kanunu’ nda yapılan değişiklikle son bulmuştur. Çünkü anılan kanun kooperatifin şirket olduğunu belirtmiştir. Kooperatif adi şirket olamayacağına göre kooperatifin ticaret şirketi olduğu hükme bağlanmıştır.
 
TTK’ da sayılan şirketler, beş taneden fazladır. Holdingler, umumi mağazalar ve donatma iştiraki de maddede sayılmamakla beraber birer ticaret şirketidir.
 
II. UYGULANACAK KANUN HÜKÜMLERİ
TTK’ nın 126. maddesinde, Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, TMK’ nın tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda TBK` nın adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır, hükmüne yer verilmiştir. 6762 sayılı kanundan farklı olarak yollama yapılan madde numaraları zikredilmeyerek, doğrudan TMK’ nın tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile TBK’ nın adi şirkete ilişkin hükümlerinin her bir şirket türünün niteliğine uygun düştüğü ölçüde ticaret şirketleri hakkında da uygulanacağı kabul edilmiştir.
 
TTK’ nın 126. maddesi dikkate alındığında ticaret şirketlerine uygulanacak hükümler şu şekilde sıralanabilir;
 
Emredici kanun hükümleri
Şirket sözleşmesi hükümleri
Her bir ticaret şirketi tipine ilişkin kanundaki özel hükümler
TMK’ nın tüzel kişilere ilişkin hükümleri
TBK’ nın adi şirkete ilişkin hükümleri
TTK’ nın diğer hükümleri
Ticari örf ve adet hukuku kuralları
TMK’ nın genel hükümleri
III. TÜZEL KİŞİLİK VE EHLİYET
A. TÜZEL KİŞİLİK
Ticaret şirketleri tüzel kişiliği haizdir. Tüzel kişilik, sözleşme ile meydana gelen ve sözleşmeyi yapan gerçek ve tüzel kişilerin varlığından ayrı ve bağımsız bir hukuki varlıktır.
 
Tüzel kişilik, şirkete, ortakların varlığından ayrı ve bağımsız bir hukuki varlık olma imkânı vermektedir. Bunun sonucu olarak şirkete tahsis edilen malvarlığının sahibi ortaklar değil bizzat şirket olmaktadır. Şirketin bir ticaret ünvanı, yerleşim yeri ve vatandaşlığı olur. Aktif ve pasif dava ehliyetine sahip olan da şirketin kendisidir. Ticaret şirketlerinin kurulmasıyla beraber ortakların kişiliğinden ve şahsi malvarlıklarından ayrı ve bağımsız bir malvarlığı ortaya çıkar ve bu malvarlığı üzerinde şirketin ortakları değil yetkili temsilcileri tasarruf yetkisine sahip olur. Bir başka anlatımla ticaret şirketi bağımsız malvarlığı üzerindeki işlemlerini organları ve temsilcileri aracılığı ile kullanır.
 
Ortakların şirkete sermaye olarak koydukları mal ve hakların mülkiyeti, adi şirkettekinin tersine, tüzel kişiliği bulunan şirkete geçer.
 
Şirketin borçları sahip olduğu malvarlığından karşılanır.
 
TTK’ da bağımsız malvarlığına ilişkin ilkeler bulunmaktadır. Bu ilkeler şu şekilde özetlenebilir;
 
TTK’ nın 133. maddesine göre, ortakların şahsi alacaklıları, şirketin malvarlığına değil, ortağın şirketteki kar ve tasfiye payına haciz uygulatabilirler.
TTK’ nın 240. maddesine göre şirketin iflası ortakların iflası sonucunu doğurmaz.
TTK’ nın 242. maddesine göre de şirkete borçlu olan kimse bu borcunu ortaların birinden olan alacağı ile takas edemez.
Bir ortak da kişisel alacaklısına olan borcunu şirketin aynı kişideki bir alacağı ile takas edemez. Ticaret şirketleri tacir sıfatını haiz olduklarından şirket ortaklarının ad ve ünvanlarından ayrı bir ticaret ünvanı kullanmak ve bu ticaret ünvanını ticaret siciline tescil ve ilan ettirmek zorundadır. Şirketin ticaret ünvanı şirket esas sözleşmesinde gösterilmektedir.
 
TTK’ nın ticaret ünvanı ile ilgili hükümleri uyarınca ticaret ünvanı kanunda öngörülen unsurları taşımalıdır. Buna göre ticaret ünvanı şahıs şirketlerinde ortaklardan en az birinin adı soyadı ( komandit şirketlerde komandite ortaklardan birinin adı soyadı ) ile şirketi ve türünü gösteren ibareden, sermaye şirketlerinde ise şirketin faaliyet konusu ile şirketi ve türünü gösteren ibareden oluşmaktadır.
 
Gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de bir yerleşim yerinin bulunması gerekmektedir. Ticaret şirketlerinin yerleşim yeri, şirket sözleşmesinde gösterilmesi gereken merkezdir. Ancak gerçek kişiler bakımından kabul edilen yerleşim yerinin tekliği ilkesi ticaret şirketleri bakımından geçerli değildir. Merkezin bulunduğu yer dışında şubeleri bulunan ticaret şirketlerinde, şubelerin bulunduğu yerler de yerleşim yeri olarak nitelendirilmektedir. Bu durumda şirkete yapılacak tebligat ve iflas davası haricinde açılacak dava ve takiplerin şubelerin bulunduğu yerlerde de yapılması mümkündür.
 
TTK’ da şirketlerin vatandaşlığı konusunda kesin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak diğer düzenlemelerden yola çıkarak, Türkiye’ de ve Türk kanunlarına göre kurulan ve merkezi Türkiye’ de bulunan şirketlerin Türk vatandaşı olarak kabul edildiğini söylemek mümkündür.
 
Şirketin vatandaşlığı bakımından ortakların hangi ülke vatandaşı olduğunun bir önemi bulunmamakta, şirketin hangi ülke kanunlarına göre kurulduğu önem arz etmektedir.
 
B. EHLİYET
Ticaret şirketleri, TMK` nın 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Bu husustaki kanuni istisnalar saklıdır.
 
TTK’ nın bu düzenlemesi ile 6762 sayılı kanunda ye verilen faaliyet konusu ile sınırlı hak ehliyeti kuralı terk edilerek, faaliyet konusu dışında yapılan işlemlerin ultra vires ve sonuçta yok hükmünde sayılmasının önüne geçilmek istenmektedir. Aynı zamanda 6103 sayılı kanunun 15. maddesinde de mevcut ticaret şirketlerinin ehliyetlerinin 6762 sayılı kanunun ticaret şirketlerinin ehliyetine ilişkin 137. maddesi hükmüne uygun olarak işletme konusu ile sınırlı olduğunu belirten şirket sözleşmesi hükümlerinin, TTK’ nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yazılmamış sayılacağı da düzenlenmiştir.
 
Ultra vires ilkesi, AET’ nin 68/151 sayılı şirketlere ilişkin birinci yönergesinin ilgili hükmü dikkate alınarak kaldırılmıştır. Bu düzenlemeden şirketin faaliyet konusu dışında yapılan işlemin herhalde geçerli olduğu sonucuna varılmamalıdır. Anonim şirketin temsiline ilişkin TTK’ nın 371. maddesinde üçüncü kişinin işlemin faaliyet konusu dışında olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği takdirde, yapılan işlemin şirketi bağlamayacağı iddiası söz konusu olabilecektir. Bu durumda ultra vires kabul edilen işlemlerin yokluk yaptırımı kapsamında değil, temsil yetkisinin aşılması kapsamında değerlendirilerek şirketi bağlamayacağı itirazı ile gündeme gelmesi mümkün gözükmektedir.
 
TMK’nın 48. maddesine göre, tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler. Buna göre gerçek ve tüzel kişilerin hak ehliyet farklılık arz eder. Örneğin, tüzel kişilerin malvarlığı üzerindeki hakları sınırsızdır ancak fikri hakları yalnızca gerçek kişiler aslen kazanabilir. Ancak ticaret şirketlerinin cinsiyeti olmaz ve diğer kişilerle arasında bir akrabalık bağı kurulamaz.
 
Tüzel kişilerin haklarını kullanma biçimi TMK’ nın 49. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, tüzel kişiler kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar. Organlar şirketin tüzel kişilik kazanabilmesi, faaliyete geçebilmesi ve her türlü işlemleri yapabilmesi için gerekli bir unsurdur.
 
IV. SERMEYE KOYMA BORCU
A. KONUSU
Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticaret şirketlerine sermaye olarak;
 
Para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar,
Fikri mülkiyet hakları,
Taşınırlar ve her çeşit taşınmaz,
Taşınır ve taşınmazların faydalanma ve kullanma hakları,
Kişisel emek,
Ticari itibar,
Ticari işletmeler,
Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler,
Maden ruhsatnameleri ve bunun gibi ekonomik değeri olan diğer haklar
Devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer, konabilir.
TTK’ nın sermaye koyma borcunun konusunu düzenleyen 127. maddesinde 6762 sayılı kanundan farklı olarak listeye sermaye olarak kabul edilebilecek yeni kalemler eklenmiştir. Bu kalemlerden ilki fikri mülkiyet hakları ikincisi ise internet dolayısıyla hayatımıza giren kavramları ifade eden, haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerlerdir. Maddenin birinci fıkrasının son bendi ise devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değerin ticaret şirketlerine sermaye olarak konulabileceğini söylemekte ve diğer bentlerde sayılan sermaye kalemlerinin örnek mahiyetinde olduğunu göstermektedir.
 
Para, alacak ve kıymetli evraktan oluşan sermaye nakdi sermaye olarak adlandırılmaktadır.
 
Ortakların şirkete sermaye payı olarak Türk Lirası veya yabancı para cinsinden nakit değerleri sermaye olarak koymayı taahhüt etmeleri mümkündür. Yabancı para cinsinden sermaye konulması durumunda, yabancı para cinsinden konulan sermayenin Türk Lirası karşılığının şirket sözleşmesinde gösterilmesi gerekir.
 
Ticaret şirketlerine nakdi sermaye olarak muaccel bir alacağın konulması veya müeccel bir alacağın taahhüt edilmesi de mümkündür. Senetsiz alacak TBK’ nın 183. maddesine göre alacağın devri suretiyle şirkete devredilmesi gerekmektedir. Alacak bir senede bağlanmış ise alacak senetlerinin usulüne uygun olarak temlik veya ciro ve teslim ile devredilmiş olması gerekir.
 
Şirket esas sözleşmesinde ortaklarca ayni sermayenin şirkete sermaye olarak konulması taahhüt edilebilir. Ayni sermaye taşınır ve taşınmaz mallar ile sınai mülkiyet hakları, fikri mülkiyet hakları ve intifa haklarından oluşur.
 
Şirkete bazı hallerde kişisel emeğin de sermaye olarak konulabileceği kabul edilmiştir. Emek sermayesi, kişisel çalışma, iş tecrübesi, ticari itibar, müşteri portföyü gibi kişisel değerlerden oluşur. Emek sermayesi olarak konulabilecek bu değerlerin, paraya çevrilmesi veya para ile çevrilmesi mümkün olmayabilir. Ancak özellikle şahıs şirketlerinde emek sermayesinin önemi vardır. Bu değerler şirketin faaliyete yeni başladı dönemlerde tercih edilmesini, müşteri edinmesini kolaylaştırabilir.
 
Kişisel emek ve ticari itibarin sermaye şirketlerine sermaye olarak konulması mümkün değildir. Nitekim TTK’ nın 127. maddesinde sayılan sermaye kalemlerinin kanunda aksine hüküm bulunmadığı hallerde ticaret şirketlerine sermaye olarak konulabileceği kabul edilmiştir. Katı esas sermayeli ve değişir sermeyeli şirketlere ve komanditer ortak tarafından komandite şirketlere kişisel emek ve ticari itibarın, bilançoda para ile kesin bir değer veya tutar ile gösterilemeyeceği için, sermaye olarak konulması mümkün değildir. Şahıs şirketlerinde ortaklar sınırsız ve müteselsil sorumlu olduklarından bu şirketlere kişisel emeğin sermaye olarak konulması mümkündür.
 
Bir ticari işletmenin de ticaret şirketlerine sermaye olarak konulması mümkündür. Ticari işletmenin sermaye olarak konulması durumunda ticari işletmenin devrine ilişkin yazılı bir devir sözleşmesinin yapılması ve taşınmazlar ve fikri mülkiyet hakları ile ilgili olarak tapu siciline ve diğer ilgili sicillere şerh ve kayıt yapılması gerekmektedir.
 
Ticaret şirketlerine sermaye olarak konulabilecek bir diğer sermaye kalemi de TTK’ da yeni düzenlenen teknolojik gelişmelere paralel olarak ucu açık yeni bir malvarlığı konusunu teşkil eden elektronik ortamlar, alanlar, adlar, işaretler ve benzeri değerlerdir.
 
B. HÜKMÜ
TTK’ nın 128. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, her ortak, usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçludur.
 
Bu borcun ödenme şekli ve zamanı, kural olarak şirket sözleşmesinde gösterilir. Şirket sözleşmesinde belirli bir tarih tespit edilebileceği gibi, ödeme zamanını belirleme yetkisi şirket yönetimine de bırakılabilir. Ancak anonim ve limited şirketlerde, sermaye borcunun ödenme zamanı hususunda kanunda bazı sınırlamalar bulunmaktadır. Anonim şirketlerde nakden taahhüt edilen sermayenin en az yüzde yirmi beşi tescilden önce, kalan kısmı ise tescilden itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmelidir. Limited şirketlerde ise şirketin kurulması için ortakların sermayenin tamamını şartsız taahhüt etmeleri ve nakit kısmını tamamen ödemeleri şarttır.
 
Aynı hükmün ikinci fıkrasına göre, şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle yer alan taşınmazlar tapuya şerh verildiği, fikri mülkiyet hakları ile diğer değerler, varsa özel sicillerine kaydedildikleri ve taşınırlar güvenilir bir kişiye tevdi edildikleri takdirde ayni sermaye kabul olunur. Özel sicile yapılan kayıt iyi niyeti kaldırır. Her şeyden evvel ayni sermaye olarak kabul edilebilmesi için taşınmazların tapu siciline şerh verilmesi, fikri mülkiyet hakları ile diğer değerlere yönelik sermaye taahhüdünün varsa özel sicillere kaydedilmesi ve taşınırların güvenilir bir kişiye tevdi edilmeleri zorunludur.
 
Hüküm sermaye olarak konulan para dışındaki değerleri korumak, şirketin kuruluş aşamasında bazı sorunlarla karşılaşmasını önlemek amacıyla öngörülmüştür. Buna göre taşınmazların ayni sermaye olarak kabul edilmeleri için, taahhütte bulunan kişinin taahhüdünü tapuya şerh olarak kaydettirmesi gerekmektedir. Fikri mülkiyet hakları, maden hakları, gemiler, hava taşıt araçları özel sicillere sahiptir. Bu sicillerde, ilgili değerin sermaye olarak konulduğu hususunda şerh verdirilmesi gerekir. Şerhin üçüncü kişinin iyi niyetini kaldırabileceği bunun da sermayenin korunması açısından önemli bir etkiyi haiz olduğu sonucuna varılmıştır. Taşınırlar ise, güvenilir bir kişiye tevdi edilir; aksi halde ayni sermaye olarak kabul edilmezler. Söz konusu gereklilik sicil müdürünün inceleme yetkisinin kapsamında olduğundan, yerine getirilmediği takdirde sicil müdürü şirketi tescil etmez.
 
Gerçekten de geçmişte sermaye şirketlerine ayni sermaye olarak konulan birçok taşınmazın şirketin ticaret siciline tescilinden sonra, şirket adına tescil edilmediği, önceden şerh konulmadığı için de üçüncü kişilere devredildiği ve bu şekilde bazı sorunların çıktığı görülmektedir.
 
Maddenin ikinci fıkrası her ne kadar tüm ticaret şirketleri bakımından sermaye olarak konulacak taşınmazların değerinin bilirkişilerce tespit edileceğinin kabulünden hareketle düzenlenmiş ise de bu kabul sermaye şirketleri bakımından doğru iken şahıs şirketlerinde sermaye olarak konulan paradan başka malvarlığı unsurlarının değerinin tespiti ortakların sorumluluğundadır. Nitekim şahıs şirketlerinde sınırsız sorumluluk ilkesi geçerli olduğundan değer tespitinin bilirkişilerce yapılmasını zorunlu kılan bir düzenlemeye gerek yoktur.
 
Sermaye olarak taşınmaz mülkiyeti veya taşınmaz üzerinde var olan veya kurulacak olan ayni bir hakkın konulması borcunu içeren şirket sözleşmesi hükümleri, resmi şekil aranmaksızın geçerlidir.
 
Bir taşınmazın mülkiyetinin veya üzerindeki bir sınırlı ayni hakkın sermaye olarak konulması bakımından, 6762 sayılı kanunun düzenlemesine paralel olarak, resmi şekil şartı aranmaksızın bu taahhüdün şirket sözleşmesinde yer alamsı yeterli görülmüş ancak hakkın geçişi bakımından doktrinde gündeme gelen tartışmaları sonlandırmak amacıyla tapu siciline yapılacak tescilin gerekli olduğu da ayrıca ve açıkça vurgulanmış, bu durumda tescilsiz bir iktisabın değil, tescile bağlı iktisap kuralının geçerli olduğu kabul edilmiştir.
 
Paradan başka ekonomik bir değer veya bir taşınırın sermaye olarak konulmasının borçlanılması halinde şirket, tüzel kişilik kazandığı andan itibaren bunlar üzerinde malik sıfatıyla doğrudan tasarruf edebilir.
 
Taşınmaz mülkiyetinin veya diğer ayni bir hakkın sermaye olarak konulması halinde, şirketin bunlar üzerinde tasarruf edebilmesi için tapu siciline tescil gereklidir.
 
Mülkiyet ve diğer ayni hakların tapu siciline tescili istemi ile diğer sicillere yapılacak tescillerle ilgili bildirimler, ticaret sicili müdürü tarafından, ilgili sicile resen ve hemen yapılır. Şirketin tek taraflı istemde bulunabilme hakkı saklıdır. Şirket, her ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebilir. Tazminat istemi için ihtar şarttır. Şahıs şirketlerinde bu davayı ortaklar da açabilir. Şirketin gecikme sebebiyle zarara uğramış olmasın da tazminat istemi için şarttır. Ortaklarca, sermaye olarak konulması taahhüt edilen hakların korunması için, kurucular tarafından ortaklar aleyhine ihtiyati tedbir istenebilir. Tedbir üzerine açılacak davalar için, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda öngörülen süre ancak şirketin tescil ve ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlar.
 
C. TEMERRÜT FAİZİ
Zamanında ifa edilmeyen sermaye para ise, 128. madde gereğince tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, aksine şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede hüküm yoksa, şirketin tescili anından itibaren temerrüt faizi de ödenir. Örneğin şirket bankadan kredi çekmek zorunda kalmış ve kredi maliyeti temerrüt faizi ile karşılanamamışsa, uğranılan zararın sermaye koy
 
16 Temmuz 2024